Modanın Muse’ları

Yazar: Buğra Levent
Moda kategorisinde 27 Mart 2013 Çarşamba tarihinde yayınlandı

Bu isimlerin ortak özelliği; gerek karakterleriyle, gerekse yer aldıkları projelerle ilham vermeleri. Derin bir sevgi&nefret ilişkisi yaşadığım modanın şerefine, onları  ağırlamanın ve keşfetmenin tam sırası!

NECLA SEYHUN:

Necla SeyhunNecla Seyhun’un  kariyeri için verdiği üstün çaba ve karakter özellikleri, onun referans alınası bir kadın olarak konumlanmasını sağlıyor. Nitekim 1949 yılında bitirdiği İstanbul Devlet Güzel  Sanatlar Akademisi Moda Bölümü’nden sonra, Yeni İstanbul gazetesinde muhabirliğe başlıyor ve burada da moda ağırlıklı yazıları ve röportajlarıyla henüz yolun başındayken bile farklılık yaratmaya başlıyor. 1957 yılında Paris’e gidip, ünlü şapkacı Rose Valois’in yanında ve ünlü modaevi Lanvin’da stilistlik yaptıktan sonra, Türkiye’ye dönüşü ve Cumhuriyet Gazetesi’nde moda yazmaya başlaması kariyerinin dönüm noktası oluyor.  O yıllarda yaşamış olmasına rağmen, modanın magazin haberlerinden ayrı yazılmasına ve ayrı bir disiplin, bir sanat dalı olarak ele almak istemesi profesyonelliğini ve alanındaki ustalığını gösteriyor.  Duyunca hayli şaşıracağınıza inandığım bir detay daha var: Kendisi yazılarını fotoğraflarla değil, kendisinin başarılı çizimleriyle beslenmesini ve  onlarla şekillenmesini sağlamış.

Modanın onda  bir tutku haline gelmesinde, yetiştiği ekolün yadsınamaz bir etkisi var. Her açıdan “stylish”  olarak nitelendirebileceğimiz bir annesi olan Necla Seyhun, annesinin kıyafetlerini kağıtlara çizdikten sonra, kağıt bebeklerine giydiren bir çocukmuş.  Kıyafetlere ve  modaya olan bu aşkını hiç yitirmeyip, hoş bir tesadüf sayesinde röportaj için gittiği Vitali Hakko’dan iş teklifi  alması ve Vakko’da 20 yıl baş stilist olarak çalışmamasını da es geçmemek gerek.  Ayrıca modern dergiciliğin yapıtaşlarından biri olan Kadınca dergisini de bir döneme damgasını vurmuş, efsanevi medya patronu Ercan Arıklı ile birlikte kurduğunu biliyor muydunuz?

Ekseriya, kariyerinde böylesine ayrıcalıklı konuma gelebilmiş ve işine aşık olanların, özel hayatları fazla sorgulanmaz. (Daha doğrusu, sorgulamak bana düşmez.) Zira Necla Seyhun, bildiğimiz üzere hiç evlenmedi. Kariyerindeki atmış olduğu bu temkinli adımlar ve moda dünyasının kaygan zemininde rotasını bozmadan, karakterinden ödün vermeden,  işin ticari boyutuyla ilgilenmeden ilerlemesi; onun işiyle evlendiğine delalet.  Kendisinin hayatı;  annesi, kardeşi Süheyla, moda ve kedileri üzerine kuruluymuş aslında.

Necla Seyhun’un Cumhuriyet Gazetesi için yazdığı moda yazılarının derlemesinden oluşan “Gelmemiş Baharlar, Gelmemiş Yazlar” adlı bir kitabı mevcut.  Ayrıca yazılarına Nina Ricci, Valentino, ,Scherrer, Guy Laroche gibi ünlü markaların tasarımları eşlik ediyor. Bu kitaptaki, yüksek doz ilham ihtiva eden yazı ve görsellerin sizde bir “ilham panosu” etkisi uyandıracağı kesin.  Onu biraz olsun tanımak adına, eşsiz bir fırsat olabilir bu kitabı okumanız. Ne de olsa, insanlar dilinin altında gizlidir ve tüm niyetler dil aracılığıyla açığa vurulur; değil mi?

 

CARA DELEVINGNE:

caradelevigneCara’yı Love Magazine’in  “The Clean Issue” sayısında küvetin içinde olabilecek en iç gıcıklayıcı haliyle görünce, tahrik olmayı bir kenara bırakıp; geçtiğimiz ay ablası Poppy Delevingne’nin Vogue’a verdiği bir röportajı hatırlıyorum. Cara’nın henüz 6 yaşındayken, küvette yıkanırken birden üstünde köpüklerle dikilip ve süngeri başının üzerine koyup ablasına “Şapşal mısın? Claudia Schiffer’ım ben.” dediğini biliyor muydunuz?

Cara’nın Claudia Schiffer gibi bir model olma idealine yaklaştığı yadsınamaz bir gerçek. Henüz 6 yaşında bir çocuğun, bu cümleyi bilinçsizlikle söyleyeceğini tahmin edeceksinizdir; lakin sanırım Cara, bir istisna. Çocukluk hayallerinin hedefleri gerçekleştirebilme ve meslek seçebilme adına büyük ipuçları olmasını bir kez daha hatırlatıyor bizlere zira.

Güzeller güzeli Cara Delevingne, ablasının izinden gidiyor. Karl Lagerfeld, Arizona Muse, Terry Richardson, Derek Blasberg, Alexa Chung gibi moda dünyasının A- List isimlerle hasbihal olmasıyla; entelektüel ve sanatsever kimliğiyle; model olmasaydı, editörlük mesleğini icra etmek istemesiyle beyinlerimizde bir trendsetter olarak konumlanan Poppy’nin yeri elbette ki eşsiz; lakin Cara da moda arenasında emin adımlar attığı su götürmez…

Ona Valentino Haute Couture, Paul&Joe, Costume NationalCostume National, Louis Vuitton, Trussardi, Rochas, Marc Jacobs, Oscar de la Renta, Burberry gibi pek çok lider markanın İlkbahar/ Yaz defilelerinde; podyumlarda salınırken rastladık. Aynı zamanda i-D, Love Magazine gibi alternatif ruhlu dergilerin kapak yüzü oldu. Bir moda okulu olan İngiliz Vogue’u tarafından 2012’nin nefes kesen modellerinden biri olarak gösterildi.  2012 kışında BFA tarafından “Yılın Modeli” olarak seçildi. Models.com’un Top 50 listesinde 25. sırada. Daha ne olsun?

Cara’cığım sen hep böyle başarılı olmaya, isabetli adımlar atmaya gayret et ve bir ara senle bir akşam yemeği yiyelim. Konuşacaklarımızın çok olacağına dair bir inancım var. Ne dersin?

EDWARD ENNINFUL:

edward enninfulModa arenasında da, dergicilik sektöründe de; bir ismin, marka haline gelmesi için  sabırla, sebatla ve bitmek bilmeyen bir özveriyle çalışması gerekiyor. Acele etmemek ve törpülenmeyi en baştan kabullenmek ise iki önemli faktör. Ancak  Nisan 2011’den beri W Magazine’in Moda ve Stil Direktörü olan Edward Enninful, bu tezlerimi çürütmeyi başaranlardan. 16 yaşında  stylist Simon Foxton’ın,  17 yaşında ise i-D’nin Moda Direktörü Beth Summers’ın asistanlığını yapmasıyla başlayan moda kariyeri;  Summers’ın birkaç hafta sonra dergiden ayrılmasıyla, sadece 18 yaşındayken kendisini i-D’nin gelmiş geçmiş en genç Moda Direktörü olarak bulmasıyla şekilleniyor. Kendisinin kariyerine başladığında Simon Foxton’ın kim olduğunu bilmediği halde, sadece iki hafta sonra, i-D’nin kurucusu ve fotoğrafçısı Nick Knight’ın evinde çekim yaptığını da hatırlatayım. Verdiği bir röportajda, 17 yaşında Londra’daki Goldsmith Üniversitesi’nden derece aldığını da ekleyeyim ve sizlerde bir kez daha şok etkisi yaratmış olayım. Sevgili Edward’a da şu soruyu sormadan geçmeyeyim: “Ben de kariyerime 17 yaşındayken styling asistanlığıyla başladım, şu an 20 olmaya doğru adım adım ilerliyorum; ancak hala istediğim konumda değilim. Neden?”

Kuruntularımı bir kenara bırakıp, onu anlatmaya devam etmenin zamanı geldi. Aksi takdirde, yazıya devam edemeyeceğim çünkü. Ama yine de şu soru içimi kemirmeye devam ediyor: Onu bu kadar iyi yapan ne? Grace Coddington, onu “Eylül Sayısı” belgeselinde, herkese karşı fazla iyi olmamasını öğütlemişti; hatırlarsanız. Belki de Coddington haksızdır; Enninful, herkese karşı fazla iyi olduğundan bu konumdadır.  Ancak yine de ben, Edward’ın  Vogue Amerika’nın serbest moda editörlerinden biri olarak Anna Wintour’ın memnuniyetsiz tavırlarından nasibini aldığı için şu an mesudum.

Kendisini Google’larsanız, büyüleyici çekimlerine methiyeler düzüldüğüne rastlarsınız; şimdiden belirteyim. Özellikle Solve Sundsbo tarafından fotoğraflanan, “The Best British” başlıklı i-D kapağına. Bu şık kapakta yer alan 12 İngiliz model ise Jourdan Dunn, Kate Moss, Susie Bick, Naomi Campbell, Stella Tennant, Eliza Cummings, Alice Dellal, Daisy Lowe, Twiggy, Yasmin Le Bon, Lily Donaldson, ve Agyness Deyn. Bunun yanı sıra, İtalyan Vogue için yaptığı kapaklar da hayli iç açıcı.  Naomi Campbell, Jourdan Dunn ve Alek Wek gibi siyahi modellerin yer aldığı “The Black Issue”;  büyük beden modeller Tara Lynn, Candice Huffine ve  Robyn Lawley’in taçlandırdığı “”Belle Vere” başlıklı Haziran 2011 kapağı da en çok konuşulanlar arasında. Hatta bu siyahi sayının Condé Nast için anlamı hayli büyük. Bu sayının 40.000’den fazla basıldığını da eklemiş olayım. Bunun yanı sıra; Comme des Garçons, Christian Dior, Dolce and Gabbana, Celine, Lanvin, Mulberry, Giorgio Armani, Valentino, Jil Sander, Calvin Klein, Fendi, Alessandro Dell’Acqua, Gap, Hugo Boss, Missoni ve  H&M gibi markaların da gerek kampanya çekimlerinde, gerekse defilelerinde styling konusunda onun dokunuşlarını görüyoruz.

Bakalım bu yetenekli adam, yakın gelecekte neler yapacak? Tek emin olduğum bir gerçek var ki, o da kendisinin imzasını yine dev dergilerde, kampanya çekimlerinde göreceğimiz.  Kendisinden ufak bir ricam da olacak: Lütfen bu üstün başarısının sırlarını benle de paylaşsın!

JOE ZEE:

joe zeeAmerikan zekasının kendine moda arenasında da yer bulması, en sevdiğim yegane detaylardan biridir. Tasarımcılarına gösterdikleri özen ve onları bir adım ileri götürmeleri adına olan her plan ve projelerini de hayran olduğumu belirtmeliyim. (CFDA/ Vogue Moda Fonu’nu referans alabilirsiniz örneğin.) Elle Amerika’nın Kreatif Direktörü olan Joe Zee de, Amerikan zekasının ne kadar ileriye gidebileceğini örnekliyor.

Moda adına gerçek anlamda uğraş vermeye başlaması ise 1990 yılında 22 yaşındayken New York’taki Fashion Institute of Technology’e kayıt olmasına dayanıyor. Yani Joe Zee; işi şansa bırakmayan, iyi bir moda eğitiminin, moda kariyeri yapmak adına eşsiz bir basamak olduğuna inananlardan. Moda konusunda söz sahibi olduğunu ise karakterini “The Devil Wears Prada”nın kült karakteri Miranda Priestly’e benzetmesinden de anlamanız olası. Kendini pop kültür bağımlısı olarak ilan eden ve filmlere de bir tutkusu olan bu özel adam Allure dergisinde Moda Editörü Asistanı olarak başladığı moda kariyerine; W Magazine’de moda editörlüğünü ekleyip, daha sonra ise pek çok ünlüyle çalışarak devam edenlerden. Hatta çalıştığı ünlüler arasında Jennifer Lopez’i ise hayli sinematik buluyor.

Filmleri sevmesi; ‘Stilist’ ve ‘Kreatif Direktör’ kimliklerine oyunculuğu da eklemesini açıklıyor sanırım. Sundance Channel’daki “All on the Line” dizisinin bir bölümünde, zorluklar yaşayan bir tasarımcının danışmanını; bugüne dek izlediğim en ironik ve en zekice yapımlardan “Ugly Betty” nin bir bölümünde ise kendini canlandırdığını biliyor muydunuz?

The New York Times’ın gözünden kendini agresif bir biçimde Twitter, blog vs. kullanıcıları ve televizyon izleyen kitlenin karşısında bulduğu söylenen Joe Zee; sektördeki duayen konumunu bakalım ne kadar sürdürebilecek? Yapılacak en iyi şey, bekleyip görmek sanırım. Ancak moda arenasının kaygan zeminlerini kendisine hatırlatmakta da fayda var kanımca!

JOANNA COLES:

joannacMiley Cyrus’un olduğu Mart sayısının kapağının kutlandığı New York Moda Haftası’nın partisinde, geçtiğimiz günlerde pornonun kadınların hayatını mahvettiğini ve kadınlar için gerçekten kötü olduğunu açıklayan; zeki ve genç kadınlarla çalışmayı seven, 50 yaşındaki Joanna Coles’ta sıra. Kendisi Cosmopolitan Amerika’nın Genel Yayın Yönetmeni. Kariyer geçmişinde muhabirlik yaptığı The Guardian ve Times, yönetici editör olduğu More dergisi, Project Runway All Stars adlı moda yarışmasında danışmanlık, 2006’dan yılından Eylül 2012’ye kadar Genel Yayın Yönetmeni olduğu Marie Claire Amerika yer alıyor. Cosmopolitan Amerika’nın yayın yönetmenliğini ise dergide 14 yıldır görev yapan Kate White’tan devraldı.

Patron olmayı seven ve ast-üst ilişkilerini önemseyen Coles’un iyi bir yönetici olduğu yadsınamaz bir gerçek.  Sanırım kendisi egosundan besleniyor iyi bir yönetici olurken. Bugüne dek deneyimlediklerini de hesaba katıyor ve çalışanlarını iyi tanıdığından, ortaya nasıl işler koyabileceklerinin de hayli farkında.

Genel Yayın Yönetmeni kimliğini bir kenara bıraktığımızda, onun da bir aile yaşamı olduğunu eklemeliyim. Çocuklarıyla ilgili olan, haftasonları çalışmamayı prensip haline getiren, sporu bir rutin haline getirdiğini ise evvel zaman içinde T Magazine’e verdiği bir röportajda söyleyen Joanna Coles’un eşsiz edisyon anlayışıyla başarılı bir Cosmopolitan Amerika yaratmaya devam edeceği aşikar.

Yorum Yaz